Ankara · çocuk ve ergen ruh sağlığı Çocuk PsikiyatrisiAnkara Randevu Al

Yazılar · 5 dakikalık okuma

Çocuklarda özgüven nasıl gelişir?

Özgüven, çocuğa dışarıdan verilen bir hediye değil, kendi deneyimleriyle yavaş yavaş inşa ettiği bir iç güçtür. Ebeveynler bu inşada çocuğun yerine iş yaparak değil, ona denemek, yanılmak ve başarmak için alan tanıyarak yardım eder.

Altı yaşındaki kızın desteksiz bisiklet sürerken babasının onu neşeyle desteklemesi çocuklarda özgüven nasıl gelişir sorusuna yanıt veriyor.

“Çocuğumun özgüveni çok düşük.” Bu cümleyi kliniğimizde sık duyarız. Kimi zaman sınıfta parmak kaldıramayan bir çocuktan, kimi zaman en küçük bir hatada her şeyi bırakan bir ergenden, kimi zaman da kendini sürekli arkadaşlarıyla kıyaslayıp “ben hiçbir şeyi beceremiyorum” diyen bir çocuktan söz edilir. Bu yazıda özgüvenin ne olduğunu, nasıl geliştiğini ve ailelerin bu süreci nasıl destekleyebileceğini anlatıyoruz.

Özgüven nedir, ne değildir?

Özgüven, kişinin kendini değerli ve yetkin hissetmesidir. İki temel bileşeni vardır: “Ben sevilmeye değer biriyim” duygusu ve “Ben bir şeyleri başarabilirim” inancı. Özgüvenli bir çocuk, her şeyi bildiğini ya da her işte en iyisi olduğunu düşünen bir çocuk değildir. Tam tersine, bilmediğini kabul edebilen, hata yaptığında yıkılmayan, yeni şeyleri denemeye cesaret edebilen ve başkalarının başarısına sevinebilen bir çocuktur.

Özgüven kibirle karıştırılmamalıdır. Kibir çoğu zaman kırılgan bir benliği korumak için takınılan bir tavırdır; başkalarını küçümser ve eleştiriye dayanamaz. Gerçek özgüven ise sakindir; kendini kanıtlamak için başkalarını aşağı çekmeye ihtiyaç duymaz.

Değerli hissetmek: koşulsuz kabul

Özgüvenin ilk temeli, çocuğun ne yaptığından bağımsız olarak sevildiğini bilmesidir. Notları düşük olduğunda, maçı kaybettiğinde ya da bir hata yaptığında da ebeveynlerinin sevgisinin değişmediğini hisseden bir çocuk, kendi değerini başarılarına bağlamaz. Bu koşulsuz kabul, davranışların her zaman onaylanması anlamına gelmez. Ebeveyn bir davranışı kabul etmeyebilir; ama çocuğu bir kişi olarak kabul etmeye devam eder. “Arkadaşına vurman yanlıştı” cümlesi davranışı eleştirir; “sen kötü bir çocuksun” cümlesi ise çocuğun kendisini.

Yetkin hissetmek: kendi başına başarmak

Özgüvenin ikinci temeli, çocuğun kendi çabasıyla bir şeyleri başarabildiğini deneyimlemesidir. Bu deneyim, ancak çocuğa denemek için alan tanındığında mümkündür. Ayakkabısını kendi bağlamaya çalışan bir çocuğun yerine bağlamak, ödevini onunla birlikte değil onun yerine yapmak, arkadaşıyla yaşadığı bir sorunu hemen çözmek, sevgiyle yapılan ama çocuğun yetkinlik duygusunu zayıflatan davranışlardır.

Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar vermek bu duyguyu besler: Küçük çocuklar için oyuncaklarını toplamak, sofrayı kurmaya yardım etmek; okul çağındaki çocuklar için çantasını hazırlamak, bir bitkiyi sulamak; ergenler için kendi programını yönetmek, bir yemek hazırlamak gibi.

Övgüyü doğru kullanmak

Övgü özgüveni destekleyebilir; ama yanlış kullanıldığında tam tersi bir etki yaratabilir. “Sen çok zekisin”, “sen bir dâhisin” gibi kişiliğe yönelik ve abartılı övgüler, çocuğun kendini bu etikete uygun davranmak zorunda hissetmesine ve başarısız olma ihtimali olan işlerden kaçınmasına yol açabilir. Çocuk zorlandığında “demek ki zeki değilim” diye düşünebilir.

Bunun yerine çabaya, stratejiye ve somut davranışa yönelik övgü daha etkilidir: “Bu soruyu çözmek için çok uğraştın”, “resminde renkleri çok güzel seçmişsin”, “kardeşine yardım etmen çok düşünceliydi.” Bu tür övgüler, çocuğa kontrolünde olan şeylerin, yani çabasının ve seçimlerinin değerli olduğunu öğretir.

Hata yapmaya izin vermek

Hata yapmaktan korkan bir çocuk, yeni şeyleri denemekten de korkar. Ebeveynlerin hatalara nasıl tepki verdiği, çocuğun hatalarla ilişkisini belirler. Hatayı bir felaket gibi değil, öğrenmenin doğal bir parçası gibi karşılamak, “Ne öğrendin? Bir dahaki sefere neyi farklı yaparsın?” diye sormak, çocuğun dayanıklılığını artırır. Ebeveynlerin kendi hatalarından söz etmesi de güçlü bir örnektir: “Bugün işte bir hata yaptım, düzeltmek için şunu yaptım.”

Karşılaştırmanın zararı

“Kardeşin senin yaşındayken okumayı öğrenmişti”, “bak arkadaşın ne kadar başarılı” gibi karşılaştırmalar, ebeveynlerin çocuklarını motive etmek için sık başvurduğu ama çoğu zaman ters tepen yöntemlerdir. Karşılaştırma, çocuğun değerini başkalarına göre ölçmesine yol açar ve kardeşler ya da arkadaşlar arasında rekabeti artırır. Her çocuğun kendi hızı, kendi güçlü yanları ve kendi zorlandığı alanlar vardır. Çocuğu yalnızca kendi dünkü hâliyle karşılaştırmak, ilerlemeyi görmesini sağlar.

Güçlü yanları keşfetmek

Her çocuğun parladığı bir alan vardır; ama bu alan her zaman okul başarısı olmayabilir. Kimi çocuk müzikte, kimi sporda, kimi resimde, kimi hayvanlarla ilişkisinde, kimi de arkadaşlarına karşı duyarlılığında öne çıkar. Ebeveynlerin bu alanları fark etmesi, çocuğa bu alanlarda gelişme fırsatı tanıması ve bu güçlü yanları sık sık hatırlatması, özellikle okulda zorlanan çocukların özgüvenini korumak için çok önemlidir.

Ergenlikte özgüven

Ergenlik, özgüvenin en çok sınandığı dönemlerden biridir. Bedensel değişiklikler, akran onayının önem kazanması, sosyal medyadaki sürekli karşılaştırma ve gelecekle ilgili kaygılar, gençlerin kendilerini sorgulamasına yol açar. Bu dönemde ebeveynlerin eleştiriden çok dinlemeye ağırlık vermesi, gencin görüşlerine saygı göstermesi, ona karar verme alanı tanıması ve görünüşüyle ilgili yorumlardan kaçınması önemlidir. Sosyal medyada gördüklerinin ne kadar gerçeği yansıttığını birlikte konuşmak da gencin kendine daha gerçekçi bir yerden bakmasına yardım eder.

Bir örnek üzerinden

Kliniğimizde sık karşılaştığımız bir durumu temsilî bir örnekle anlatalım: Dokuz yaşında bir kız çocuğu, matematik sınavından düşük not aldığı her seferinde defterini yırtıyor ve “ben aptalım” diye ağlıyordu. Ailesi onu teselli etmek için “sen çok zekisin, bir dahakine en yüksek notu alırsın” diyordu. Bu sözler iyi niyetliydi ama çocuğun yükünü artırıyordu; çünkü bir dahaki sınavda da yüksek not alamazsa “zeki” olmadığı kanıtlanmış olacaktı. Aileyle birlikte övgünün yönünü değiştirdik: Notu değil, çalışmaya ayırdığı zamanı ve zor bir soruyu çözmek için denediği yolları fark etmeye başladılar. Çocukla da hatalarından ne öğrenebileceğine odaklanan küçük “dedektif” çalışmaları yaptık. Birkaç ay sonra düşük bir notun ardından defterini yırtmak yerine “bu konuyu bir daha çalışmam lazım” diyebiliyordu.

Arkadaşlık ilişkilerinin rolü

Okul çağında ve ergenlikte arkadaşlık ilişkileri, özgüvenin önemli bir kaynağıdır. Bir gruba ait olmak, sevilmek ve kabul görmek çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar. Arkadaş edinmekte zorlanan çocuklara, ilgi alanlarına uygun kulüp ve etkinliklerle yeni bağlar kurma fırsatları sunmak, evde arkadaşlarını ağırlamasını kolaylaştırmak ve sosyal becerilerini desteklemek, özgüvenine doğrudan katkı sağlar.

Ne zaman destek almalı?

Özgüven her çocukta zaman zaman dalgalanır. Ancak çocuğunuz uzun süredir kendisi hakkında çok olumsuz konuşuyorsa, yeni şeyleri denemekten tamamen kaçınıyorsa, arkadaşlık ilişkilerinden çekiliyorsa ya da düşük özgüvene mutsuzluk, kaygı veya uyku ve iştah değişiklikleri eşlik ediyorsa bir değerlendirme yararlı olabilir. Düşük özgüvenin ardında bazen sosyal kaygı, depresyon ya da fark edilmemiş bir öğrenme veya dikkat güçlüğü bulunabilir. Ebeveyn danışmanlığı görüşmeleri de evde özgüveni destekleyen yaklaşımları birlikte kurmanıza yardımcı olur.

Akla gelen sorular

Çocuğumu hiç eleştirmemeli miyim?

Eleştiri değil, kişiliği hedef alan eleştiri zararlıdır. Davranışı somut ve sakin bir dille konuşmak çocuğa yol gösterir.

Her istediğini yapmak özgüveni artırır mı?

Hayır. Sınırların olmadığı bir ortam çocuğu güvensiz bırakır. Özgüven, sevgi ve sınırların dengeli olduğu bir ortamda gelişir.

Çok utangaç bir çocuğun özgüveni düşük mü demektir?

Her zaman değil. Utangaçlık bir mizaç özelliği olabilir; utangaç çocukların pek çoğu kendine güvenir. Utangaçlık hayatı kısıtlıyorsa değerlendirme yararlıdır.

Spor yarışmalarında kaybetmek özgüvenini sarsar mı?

Kaybetmek doğal bir deneyimdir. Ebeveynlerin sonuca değil çabaya ve oyunun keyfine odaklanması, çocuğun kaybetmeyle sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlar.

Bu yazıyla ilgili hizmetler