Korku ile kaygı bozukluğu arasındaki çizgi
Bir çocuğun gök gürültüsünden ürkmesi, ilk kez gittiği bir doğum gününde annesinin eteğine tutunması ya da sınav sabahı midesinin kasılması, büyümenin sıradan parçalarıdır. Bu duygular gelir, çocuğu biraz zorlar ve sonra geçer. Çocuk da her seferinde, korkunun dayanılabilir olduğunu öğrenir.
Sorun, korkunun gidip gelmek yerine yerleşip kalmasıyla başlar. Üç soru bu çizgiyi anlamaya yardım eder: Korku, karşılaşılan durumun gerçek tehlikesiyle orantılı mı? Haftalar geçtikçe azalıyor mu, yoksa aynı kalıyor ya da büyüyor mu? Çocuğun okulu, uykusu, arkadaşlıkları ve ailenin günlük akışı bu korkuya göre şekillenmeye başladı mı? Bu soruların yanıtı endişe vericiyse, bir kaygı bozukluğundan söz ediyor olabiliriz.
Örnekte neler dikkat çekiyordu?
Örnekteki çocuğun yaşadıkları, ayrılık kaygısının tipik bir görünümüydü. Karın ağrılarının yalnızca okul günlerinde olması, okul kapısında annesinden ayrılamaması ve gün içinde annesinin iyi olup olmadığını sürekli sorması, korkunun okulun kendisinden değil, annesinden ayrı kalmaktan kaynaklandığını düşündürüyordu. Ailenin anlattıklarında bir ayrıntı daha öne çıktı: Birkaç ay önce anneannenin ağır bir hastalık geçirdiği ve annenin bir süre hastanede refakatçi olarak kaldığı öğrenildi. Çocuk, annesinin başına da kötü bir şey gelebileceğinden korkuyordu.

Kaygının farklı yüzleri
Kaygı bozuklukları çocuklarda farklı kılıklarda ortaya çıkar. Kliniğimizde en sık karşılaştıklarımızı birkaç kısa portreyle anlatalım:
- Annesi markete gittiğinde pencerenin önünden ayrılmayan, arkadaşında yatıya kalamayan bir okul öncesi çocuğu: ayrılık kaygısı.
- Yatmadan önce her gece “deprem olur mu, hırsız girer mi, ödevimi doğru yaptım mı?” diye soran, her yanıttan sonra yeni bir soru bulan bir ilkokul öğrencisi: yaygın kaygı.
- Bir arı gördüğünde bahçeye çıkamayan, aşı günü haftalar öncesinden uyuyamayan bir çocuk: özgül fobi.
- Matematik dersinde birden kalbi çarpmaya başlayan, nefesi daralan ve bayılacağını sanan bir ergen: panik atak.
- Evde şarkılar söyleyip okulda tek bir kelime edemeyen bir anaokulu öğrencisi: seçici konuşmazlık.
- Kantinde sıraya girmeye, sınıfta parmak kaldırmaya cesaret edemeyen bir genç: sosyal anksiyete.
Bu tablolar çoğu zaman tek başına değil, bir arada görülür; yıllar içinde biri diğerine dönüşebilir.
Beden de konuşur
Küçük çocuklar “kaygılıyım” demeyi bilmez; onun yerine “karnım ağrıyor” derler. Baş ağrısı, bulantı, sık sık tuvalete gitme isteği, iştahsızlık, uykuya dalamama ve gece uyanmaları, kaygının bedendeki yansımaları olabilir. Bu yakınmalar uydurma değildir; çocuk gerçekten ağrı hisseder. Ancak çocuk doktorunun değerlendirmesi tıbbi bir nedeni dışladıysa ve yakınmalar belirli durumlarla, örneğin okul sabahlarıyla birlikte geliyorsa, kaygıyı düşünmek gerekir.
Kaygıyı besleyen döngü
Kaygının yerleşmesinde genetik yatkınlık, temkinli bir mizaç ve zor yaşam olayları rol oynar. Ancak kaygıyı ayakta tutan en güçlü etken çoğu zaman kaçınmadır. Çocuk korktuğu şeyden uzak durduğunda o an rahatlar; ama korktuğu şeyin aslında olmadığını hiç deneyimlemez. Ebeveynler de çocuklarını üzmemek için onları korkulan durumlardan korur, her soruya yeniden güvence verir. Bu sevgiyle yapılan davranışlar, istemeden de olsa korkunun “haklı” olduğu mesajını güçlendirebilir.
Değerlendirme nasıl ilerledi?
Örnekteki çocuğun ailesiyle yaptığımız ilk görüşmede karın ağrılarının ne zaman başladığını, hangi günlerde olduğunu ve okul sabahlarının nasıl geçtiğini ayrıntılı olarak konuştuk. Çocukla ise oyun ve çizim aracılığıyla görüştük; çizdiği resimde annesini hastane yatağında ve kendisini sınıfta yalnız başına çizdi. Bu resim, kaygısının kaynağını açıkça gösteriyordu.
Çocuğun, annenin ve öğretmenin doldurduğu yaşa uygun anketlerle kaygının ağırlığını ölçtük. Çocuk doktorunun bulguları, karın ağrısının bedensel bir hastalıktan kaynaklanmadığını göstermişti. Eşlik edebilecek mutsuzluk, dikkat güçlüğü ya da öğrenme sorunu olup olmadığını da gözden geçirdik.
Hangi yollarla yardım ediyoruz?
Cesaret basamakları: Kaygı tedavisinin temel taşı, bilişsel davranışçı terapi çerçevesinde hazırlanan küçük cesaret adımlarıdır. Örnekteki çocuk için ilk basamak, annesi sınıf kapısında beklerken derse girmek; ikincisi, annesi okul bahçesinde beklerken; üçüncüsü, annesini okul kapısında uğurlayıp sınıfa yalnız gitmekti. Her basamakta çocuk, korkunun önce yükselip sonra kendiliğinden azaldığını gördü.
Bedenini tanımak: Çocuğa karnındaki ağrının “korku alarmı” olduğunu ve bu alarmın tehlike olmadığı hâlde çalabildiğini anlattık. Karın nefesi ve “balon şişirme” oyunuyla alarmı yavaşlatmayı öğrendi.
Anne babanın rolü: Ebeveyn danışmanlığı görüşmelerinde sabah vedalaşmalarını kısa, sıcak ve her gün aynı biçimde yapmayı, “annem iyi mi?” sorularına her seferinde uzun açıklamalar yerine kısa ve sakin yanıtlar vermeyi çalıştık.
İlaç: Kaygı çok yoğun olduğunda ya da çocuk terapideki adımları atamayacak kadar zorlandığında ilaç tedavisi de düşünülebilir; bu her zaman terapiyle yan yana yürür.
Okulla birlikte
Sabah ayrılıklarını kolaylaştırmak için öğretmenin desteği çok değerlidir. Örnekteki çocuğun öğretmeni, ilk haftalarda çocuğu kapıda karşıladı ve ona sınıfın bitkilerini sulama görevini verdi. Bu küçük sorumluluk, sabahları sınıfa girmeyi kolaylaştırdı. Gün içinde annesini çok merak ettiğinde, öğretmenin “öğle arasında birlikte resim çizip annene göstermek üzere saklayalım” demesi de işe yaradı.
Evde tutulabilecek küçük bir defter
Kaygının ne zaman arttığını ve neyle yatıştığını görmek için ailelere iki hafta boyunca basit bir defter tutmalarını öneriyoruz. Her gün için üç satır yeterlidir: Bugün çocuğu en çok ne zorladı? O an ne yaptı, siz ne yaptınız? Sonunda ne oldu? Bu notlar, görüşmelerde kaygının izini sürmemizi kolaylaştırır. Örnekteki ailenin defterinde karın ağrılarının pazartesi sabahları en yoğun olduğu, cuma günleri ise neredeyse hiç görülmediği açıkça okunuyordu; bu ayrıntı, okula dönüş planını haftanın günlerine göre ayarlamamızı sağladı.
Örnekteki çocuğa dönersek
Örnekteki çocukla yaklaşık on haftalık bir çalışma yaptık. İlk iki haftada karın ağrıları sürdü; ama okula kademeli dönüş planı uygulandıkça seyrekleşti. Anneannenin iyileştiğini ve annenin sağlıklı olduğunu somut olarak görmek, yani birlikte anneanneyi ziyaret etmek, de kaygının azalmasına yardım etti. Dönemin sonunda çocuk okul kapısında annesine el sallayıp sınıfına koşarak giriyordu. Ailesiyle birlikte, ileride benzer bir dönem yaşanırsa neler yapılacağını içeren kısa bir plan hazırladık.
Akla gelen sorular
Karın ağrısı varken okula göndermek doğru mu?
Çocuk doktoru bedensel bir hastalık bulmadıysa evet. Ağrıyı ciddiye alıp çocuğa anlayış göstermek, ama okula gitmesini desteklemek gerekir; evde kalmak ağrıyı geçirmez, kaygıyı büyütür.
Her gece aynı soruları soruyor; her seferinde yanıtlamalı mıyız?
İlk birkaç kez yanıt vermek doğaldır. Sonrasında “bunu konuştuk, sence yanıtı neydi?” diye sormak, çocuğun kendi sakinleşme gücünü kullanmasını sağlar.
Kaygılı bir çocuk büyüyünce kaygılı bir yetişkin mi olur?
Zorunlu değildir. Erken dönemde öğrenilen baş etme becerileri, çocuğun ileride karşılaşacağı zorluklarda da işine yarar.
Kardeşini de etkiler mi?
Evdeki gerginlik kardeşleri de etkileyebilir. Kaygılı çocuk için öğrenilen yöntemler çoğu zaman bütün aileye iyi gelir.
Kaç görüşme gerekir?
Çocukların büyük kısmı birkaç ay süren düzenli görüşmelerle belirgin biçimde rahatlar.
Gece yanımıza gelmek istiyor; izin vermeli miyiz?
Kısa bir dönem için anlayışla karşılanabilir; ancak kalıcı bir alışkanlığa dönüşmemesi için çocuğun kendi yatağına adım adım dönüşü planlanmalıdır. Bunu görüşmelerde birlikte tasarlarız.